Browsed by
Author: Kardelen Çok

İNANNA

İNANNA

Yüce İnanna
Kuşandığın zırhını
Ucu bakırdan
Taktığın mızrakları
Bir elinde zincirle
Tasma niyetine
Yönettiğin aslanı
Hatırlar mısın?
Yüce İnanna
Gündüzün anası
Erilin aradığı
Kadının büründüğü
Sen en sıcak halinle
Utu’ya bile meydan okurken
Nisaba senin yaverindi
O yüzden konuş ey İnanna!
Tacındaki lapis lazuliyi
Göster onlara
Aslanı eğiten gücünü
Ser meydanlara

ODA

ODA

Beklemek mi bizimki
Bir anı bir dakikayı
En güzelini hayal mi etmek
Kafamın içindeki seni
Kalbimin ortasındaki sana
En güzel kelimeleri söylemek
Sevdiğimizi haykırmak belki.
Çok uzaklarda olduğunu biliyorum
Şah damarımdan daha yakın olman dileğim
Bir an gelir düşersin aklıma
Gönlümdense hiç çıkmazsın
Yüzünü bir an görmek
Sesini bir saniye duymak
Bir mükafat gibidir bana
Hissettirdiklerini tahmin eder misin
Bir gök bir de dünya arasında gidip geliyorum
Bilir misin beni
Kaşımın düşmesini ne sevmediğimi
Dudaklarında adımı zikretmenin güzelliğini
Ben bilirim
Gözlerinin güzelliğini bana sorsan neler söylerim
Bir yürüyüşüne
Tırnağının bir ucuna
Ne fırtınalar koparırım
Bilirim güzel ruhunun ne denli mütevazi olduğunu
Her satırımda kalbinin sızladığını.
Zihninde bir köşeye yerleştir beni
Bir oda yap bana.
Benim sana yaptığım gibi.
Kapımı çal orada
Güzel sesinde bir şarkı tuttur bana
Mırıldan iki dudağının arasında.
Uzaklar yakınlaşır
Mesafeler biter işte böyle.
Beklemek mi bizimki
Yoksa karaya çalan bir sevda mı?
Söyle bana sevgili
Varsan varım de.
De ki bitsin bu rüya.
Sana, gerçeğe uyanayım.

EL-MECİD

EL-MECİD

Sen şimdi benim iyiliğimi istersin
Her akşam ellerimi açıp dua etmemi
Belki hakkımda güzel olanı
Hayırlı olanı nasip etmek için
Senden dilememi beklersin
Kalbim senden yana atarken
Günün sonunda ne kadar az andığımı
Doksan dokuz isminden
Adını ne az zikrettiğimi
Bilirim.
Haykırdığım gecelerin sabahlarında
Büyük bir umutla kalkarken
Senden bana ışıldayan güneşin
Senin varlığından olduğunu
Ne çabuk unuturum
Ben ne dilsiz ne akılsız
Özünde seni arayan bir keşiş.
Sen koruyan gözeten
Çökmüş dizlerin
Açılmış ellerin göreni
Ağızdan çıkan kelimelerin lütfu.
Beni biz yapan
Ebedi varlığım.

NAFİLE

NAFİLE

İyi gelmiyor
Ne varlığın ne sevgin.
Boşa kürek çekmek gibi
İçimdeki sevgi.
Bedelleri bol
Alaca bir karanlık.
Ne seninle ne sensiz
Geçmek bilmez bu sessizlik.
Zaman durmuş, çaresiz.
Yok olmak mı dersin
Tam da bunun içindeyim.
Işığı bekliyor içim
Bir umut için.
Feryadı figan bir suskunluk
Nafiledir bu sessizlik.
Ne anlatsam ne konuşsam
Bilirim,ümitsiz kalbim.
Karmaşık sözlerim
Birbirine katar bu resmi.
Ama bilirim, ümitsiz kalbim.
Bir gün gelebileceğinin aksine
Şimdi gitmeni beklerim.

ÜÇ VAKTE

ÜÇ VAKTE

Bir kalemin ucu gibi
Yazar mısın beni?
Mürekkebine bular mısın?
Gelmediğin günlerin ızdırabını da
Ekler misin içine?
Bir bakışına hasret kalan gözlerimin
Resmini çizer misin?
Bir hücrene dahi dokunamayan,
Tek başına, buz kesen ellerimi
Isıtır mısın?
Peki ya geçen zamanı,
Telafi eder misin?
Konuşulamayan her anın
Hasretini içine çeker misin?
Üç vakte kadar bir kuş uçurur musun;
Ayağı incilerle bezeli,
Aşk için kanatlanmış,
Bir gelecek için?

MUKADDERAT

MUKADDERAT

Tam da bugün
Kaç gün oldu kaç yıl
Sayamadım.
Senden ve benden
Gittiğimiz günü hatırlarım
Sonra bir de
Hayatlarımıza giren başkalarını.
Sen öyle bir yola girdin ki,
Geri dönüşü olmayan.
Ben öyle bir yolda ilerliyorum ki,
Bazen dikenli bazen güllerle bezenmiş.
Herkes seçimini yapmışken
Bir daha geri dönmek mi?
Üzgünüm.
Bir arkadaş bile değilsin artık.
Belki bir tanıdık,
Belki bir yabancı.

SANDAL

SANDAL

Bir Sandal olsam
Küreklerim çekse beni
Açık ufuklara
Sarıdan çalan mavilerin yüzeyinde
Çatlasa bir yanım
Ufaktan su alsam
Varsam tadına tuzlu suların
Ne batışım umrumda olur
Ne ölümüm
Yüzeyinde kalmak yetmez bana
Derinlerine inmek
Denizin mavisini içime almam gerek
Güneşi izlemek yetmez bana
Isıttığı suyun tadına varmam gerek
Ağaçtan kalbim
Dayansa da bu batışa
Vuracak elbet bir sahile
Taştan kumsalın eteklerine
Parçalanmış da olsam
Varacağım tüm güzelliklerin elbet tadına

BEKLİYORUM

BEKLİYORUM

Bekliyorum şimdi,
İçimde sönmüş bir ışığı.
İnsan gördükçe aydınlanan,
Bir florasan gibi
Bekliyorum şimdi.
Kurumuş bir ağaç gibi
Yeniden filizlenmesini.
Tam oradan büyümesini.
Belki bir çiçek açmasını,
Bir meyve vermesini,
Bekliyorum şimdi.
İçimde kurumuş bir kökün
Toprağa yeniden bağlanmasını
Dallanıp budaklanmasını
Sönmüş bir ışığın
Yer altında yeniden canlanmasını.
Benimle gün yüzüne çıkmasını
Bekliyorum şimdi.
Güneş gibi parlayıp
Günümü aydınlatmasını
Ay gibi geceme konup
Yoluma ışık olmasını
Bekliyorum şimdi.

BOĞA

BOĞA

Ay’ın yüceldiği o yer,
Duyguların mekanla buluştuğu.
Bakımın, bakıcılığın
Bir anneliğin, bir babalığın
En güzel hali.
Serinkanlı, sabırlı, kararlı.
Bir o kadar da inatçı.
Muhteşem hafızasıyla
Ah bir de olsa kendisinin farkında.
Ona verilen gök çantasının içindeki,
Yeteneklerin ve güzelliklerin,
Gökten eline düşmüş güvenin, huzurun,
Ah bir farkında olsa.
Alıp da onları büyütse.
Şaraplar, ziyafetler, güzel kokular,
Sonu gelmez latifeler eşliğinde bir aşk.
Şahane bir kıyafet,
Lezzetli bir yemek.
Ne modacı ne de gurme,
O tüm yeteneklerin doğal sahibi.
Gölgeler içindeyken bazen,
Kıskanç, güvensiz, riskin dibine batan.
Bazen ise sıkı sıkıya olduğuna tutunmuş,
Değişimi reddeden bir boğa.
Sakın kırmızıyı gösterme ona,
Değişime zorlanmış gibi,
Sinirleniverir sonra.
Para, lüks, güzellik,
Güvenli huzurunun bir parçasıdır oysa.
Ah bir de olsa kendisinin farkında,
Yetişse tüm yetenekleriyle doğada.

AKREP

AKREP

Bir tohum,
Çürüyen yaprakların altında.
O günü bekleyen,
Toprağın en temiz haliyle,
Güne merhaba demeyi.
Eşsiz güzelliğiyle,
Yaş toprağın içinden,
Beyazlar içinde yeşillere uyanmayı,
Beklemiş bir tohum.
Sonbaharın gelmesiyle,
Siyaha çalan,
Çürüyen bedeni,
Sararmış yaprakların altında,
İşte o günü bekler.
Rüzgar eser,
Toprak arınır.
Kuru yapraklar, yerini
Tözlere bırakır.
Beklemiş bir tohum,
Uyanır yeşillere,
Çöplerinden arınmış toprağa.
Kendine üs belirlemiştir toprağını.
Orada kök salmıştır bir kere.
Ölmüş bir yaprağın altındaki o tohum
Arınmış toprağın bir bireyidir artık.
Eşsiz güzelliğiyle,
Yağmurun son damlasında,
Çıkarır bedenini yeryüzüne.
İşte o tohum,
Bir mevsim beklemiş,
Küllerinden yeniden doğmuştu.
Bir tohum misali insan,
O mevsim gelince,
Bazen yeniden doğmak için,
Bazen nesiller için,
Bir akrep misali,
Bir anka kuşu gibi,
Çürüyen yaprakların altından,
O günü bekleyerek geleceğe bakacak.
Kaç mevsim sürerse.
Ağacın dalında çürümeyi bekleseydi,
Sırf düşmemek uğruna,
Kim yeşerirdi bir mevsim sonra?