FELEĞİN ÇEMBERİ

FELEĞİN ÇEMBERİ

Ben seni Venüs gibi sevdim,
Hoş, nazik, güzellikle.
Merkür gibi konuştum seninle,
Yüzeysel ama bilgili.
Ay gibi bağ kurdum seninle,
Anne şefkatiyle birlikte kadınsı.
Mars gibi cesaret ettim sana,
Koşarak geldim yanına.
Jüpiter gibi büyüttüm seni içimde,
Sana koşan adımlarımı da.
Satürn gibi yaşlanmayı seçtim seninle,
Birlikte bilgece öğrenmeyi.
Güneş gibi parlamaya çalıştım seninle,
Egomu yenip ruhumla gelmeye.
Feleğin çemberinden geçtim,
Sen diye diye.

HAYAL

HAYAL

Vapur iskeleye yanaştı
Derin mavi denizde.
İskele sakin ve dingindi,
Sessiz ve ıssız bir ada gibi.
Ağaçlar çiçek açmıştı
Dallarından sarkan sakuralar
Bembeyaz sarmıştı yeşilleri
Bir çiçekçi vardı tam karşısında
Ağaca meydan okurcasına.
Bir çift, el ele tutuşmuş,
Çiçek sokağından geçerken.
Ben ise bir bankta oturmuş bizi anımsarım
Rüyalarımda kapıma ektiğin çiçekleri
Yüzümüze serptiğimiz deniz sularını
Yapamadığımız vapur gezintilerini
Gidilemeyen bir Aşiyan gezisini
İzlenemeyen köprüleri
Edilemeyen sohbetleri.
Ama o çiçekler açmıştı bir kere
Dönüşü yoktu
Ya solacaktı ya da rüzgardan dökülecek.
Ekilen çiçekler rüyalarda kaldı.
Sen ise bir hayal.

İKİ HECE

İKİ HECE

Gittiğim her yere senin ismini yazdım.
Bilirim ki hayatımın uğuru,
Görünmez adamı.
Her ağaç, bitki,
Ve hatta gökyüzü
Artık senin adını sayıklar.
İsminin iki hecesi,
Bu dünyadan geçti.
Bilinsin.

HER ŞEYE RAĞMEN

HER ŞEYE RAĞMEN

Biliyorum kırgınlığını
Neden gelmediğimi merak ettiğini.
Niçin o günlerde orada olmadığımı,
Olamadığımı…
Sen içinde ufak bir neden ararken,
Soru işaretleriyle dolu olduğunu biliyorum.
Biliyorum hüznünü,
Gözlerimden kaçırdığın gözlerinden biliyorum.
Öfkeni biliyorum.
Sen ölmekten korkarken,
Ben orada yoktum.
Bir yanımız acıyla konuşur bunu,
Gözlerinden biliyorum.
Derin deniz mavisi
Gözlerinden biliyorum.
Ben küçük ve cahildim.
Günah çıkarmak mı bu? Asla.
Sadece kendimi affetmenin yolunu arıyorum.
Senin affın mı? Yüzsüzlük…
Belki önemli değil demen yeterli olurdu.
Yada sadece sarılman.
Ama alamıyorum işte zamanı geri.
Sen ne dersen, ne yaparsan yap,
O halimiz o zamanda sıkıştı.
Ve ben bunu hiçbir zaman değiştiremeyeceğim.
Denizin mavisi gözlerinde
Boğulup gideceğim.
Biliyorum.
Ve sen gözlerini kaçırmaya devam edeceksin.
Ben ise her kaçışında o anı tekrar yaşayacağım.
Bunu utanarak paylaşacağım.
Bana koşup geldiğin an
Tüm benliğin, lütfun ve varlığınla oradaydın.
Ve ben bunun altında kaldım.
Senin kadar güçlü olamadım.
Senin kadar güçlü olamadım.
Yanında duramadığım her an için özür dilerim.
Ama kendimden nasıl dilerim?
Bir bilsem…
Adını bile zikretmeye utanırım.
Sen benim en derin aşkım,
En derin yaramsın.
Dua ederim uzun ömrün,
Ve mutlu ölümün için.
Ama ben varlığınla bir olmayı tercih ederim.
Lütfen hep orada ol.
Her şeye rağmen.

KÜÇÜK BİR DAVET

KÜÇÜK BİR DAVET

Gizlice aradığın neydi?
Kendimde gördüğüm işte tam da buydu,
Belki de tüm insanlarda.
Sinsice orada bekleyen bir Plüton.
Evlerin ise en bilinmeyeninde.
Üstelik en karanlığı.
İşte ne aradığını itiraf etti.
Güç.
Ne hiddet ne küçümsemek işim,
Sadece anlamak.
Niye güç diye savaşır bu insanlar.
Görmüyor musun?
İçinde gizliden bir çatışma,
Yetmemiş dışına taşmış.
Hiç mi korkmazlar?
Yada sadece bilmek yeterlidir.
Güç dediğin sadece iyilik olması gerekirken
Hayatını mahvetmene içim razı değil.
Sen de razı olma.
Bir Plüton’a böylesine yenilme.
Aksine bir Plüton gibi dönüştür.
Dönüştür, ki gücün savaşçılığındansa
İyilik seni bulsun.

Yabancı Bir Haset

Yabancı Bir Haset

Ben iyiyim desem,
Olur musun yine mutlu?
Gerçi bir zamanlar,
Gözünden bile okunmazdı.
Görür müsün yine,
O saf ve plansızlığı?
Yoksa planlar mısın kendin gibi
Sende olmayanları?
Durdum ki niyet önemliymiş,
Sendeki nedir ki?
Baksan sevmek zannedersin.
Pek üstüme düşmez ama,
Yaşarken anladı insan.
Hasetle karşılaşmış,
Öksür, çünkü iksirin bu.
İnsana sevmek yakışırdı,
Ama birileri elmayı ısırmayı seçti.
Burada o elmadan çok,
Ama bir dahaki sefere sana yok.
HİSLERDE CİNAYET

HİSLERDE CİNAYET

Dilerim ki aklımın ve mantığımın,

Yaşamıma dair tüm deneyimlerimin

Sınırlarımı aşan hayallerinde,

Seni kendi yoluna götürecek sevgiyi ve inancı

İçimde bulabilirim.

Düşlerinden uzak kalmışların,

Dileğidir gerçek sandıkları,

Ama aslı, umutsuzluktan ibaret olan

Öğütlerinin içinde kayıp oluşun.

Bir zaman, kendilerinin de kaybolduğu gibi.

Anlayamamış olsalar ki

Sana, bana değil,

Kendilerine olan inançlarının yıkık olduğunu.

Yanlış yanlışı böyle doğuracaktı yüzyıllarca.

Öğüt dediğin yol göstermek değil miydi?

Bunun tek bir anlamı olabilirdi;

Cinayet, kurulmuş hayallere de gelir.

Gözleri açık, ayakta,

Çok insan gömüldü.

Ve zaman doğru bilinen yanlışları böyle yazdı.

Yine de derim ki,

Her şey iki dudaklarının arasındayken,

En karanlık kuyuların içinden bile,

Her şeye rağmen, çıkabiliriz.

Zihnin ötesine geçerek.

Belki biraz durarak.

Biraz gözleyerek,

Daha da ileri, yüzleşerek.

Neye inanırsa ona dönüşüyor insan.

Sadece izin vermeliyim kendime.

Sınırlarıma, korkularıma rağmen,

Hayal kur ve onları takip et demek,

Ne yüce olurdu ruhuma,

Kendime rağmen.

Herkese, her şeye rağmen.

Dilerim her daim,

İçimdeki ölü yazarları,

Ruhunu ve bedenini yasal katillere emanet etmiş,

Tüm insanları,

Ancak böyle yaşatabilirim;

O’nun huzurunda.

IŞIK

IŞIK

Anlayamadıkların birikince
Gözyaşlarınla bakarsın dünyana.
Bilmek içlerindeki boşluğu görmekse bile
Her biri varsayımdan ibaret, inan ışığa.
Sen,
Güzelliğinden içine sığdıramadıkların
Bugün başının üzerinde.
Yüklediğin anlamlar kaybolunca bir gün,
Çıkacak varlığının değeri günyüzüne.
Sen,
Değerini başkalarıyla atayan ruh,
Aradıkların hep kendinken,
Diyar diyar gezmenin faydası kime.
Beşer alır götürür, ışık ruha döndürür
Gözyaşların kurumadan,
Bir gün anlaman dileğiyle.

ARAFTA

ARAFTA

Ruhum kurtar beni derken
Sesimin uzandığı her anın saniyesinde
Yetişebilir miydi haykırışlarım onlara?
Ya sana?
İlk seslenişim değildi ki sizlere.
Belki daha kısıktı sesim,
Ama vardı yine sebeplerim.
Şimdi biraz daha can havliyle bağırıyorum sizlere,
Belki, bu kez işitirsiniz...
Derken bi' ümit sardı bedenimi,
Bu soğuğun karanlığında.
Canımı da koydum bir kenara.
Sanma sakın kendim için,
Şu yardım çığlıklarım.
Ruhumun aslı, bedenimden biraz ötede.
Ama hangi taşın altında?
Bir bilsem.
Ümitle sarılmış olan bedenim,
Sıcaklığını soğuğa teslim etmişken artık,
Karanlıkla bir oldu en nihayetinde.
Ben yetişemedim.
Ya siz?
Zamanın ötesinde
Bizimle bir olan ruhları gördüm,
Dokunmak mümkün değilken.
Siz şeytanın vücut bulmuş gölgeleri !
Teşrif edememişken çığlıklarımıza (!)
Bize kalkan olan
Sırlı perdelerin şeffaflığıyla,
Şahittir ki bu gözler
Dokunamadığımız nurdan kanatlılara.
Şimdi;
Sormayın nereden yazdığımı.
Yaşamla ölüm arasında,
Yaşamadan anlayamayacağın bir dünyada.
Biraz sevgiyle,
Bolca nefretle,
Çokça keşkeyle.
Yaşamla ölüm arasında
Bir yerde.



Depremde hayatını kaybetmiş olan tüm vatandaşlarımızın anısına...
Sevgiyle kalın.
BİR AVUÇ

BİR AVUÇ

Bir avuç içi sıkıntısıyla başladı her şey. Baktığımda ise gördüğüm sadece birkaç çizgiydi.

Diğer elim okşadı bir diğer elimin avuç içini. O sırada fark ettim, düzdü ama biraz da engebeli. Tıpkı dağlar gibi, çizgiler de yollar gibi. Bitiyorlar ama birbirlerine hiç bağlanmıyorlar. Bir sınır var. Anlayamıyorum. Hiç böyle bakmamıştım.

Kim koydu bu sınırları? Geçemiyorum ötesine, düşüyor elim bir diğerinin üzerinden derin bir boşluğa. Dur bir dakika. Bu dağlar? Engebe dediklerim gerçek bir dağ mıydı? Yol dediklerim nehir mi? Irmak mı? Elime bulaşan tükenmez kalemin mavilikleri nedir peki? Deniz mi? Yoksa biz insanlar mı?

Ya bugüne kadar gördüklerim?

O zaman şimdi kapat avucunu. Sık yumruğunu. Ört o görünen gerçeği; dağ, deniz, ırmak, nehir, insan diye saydığım tüm güzel çizgilerini. Ört ve tüm bu saydıklarım orada kalsın, anlattıkları gibi.  

Kalsın anlattıkları gibi. Ama sen anlatma sakın. Bu engebeli düzlükten kimseye bahsetme. Bırak yumru olarak kalsın. Yoksa sana da yapışacaktır manşetlerde deli sıfatları.

Öğrettiklerindense, hayal gücünden ibaret dediğim filmler anlatır olmuş gerçekleri.

Fanusun içindesin işte, kabul etmeli insan. Bir avuç içi kadar.

Göremediklerim daha bir heyecanlandırır bu vakitten sonra beni.

Ne de olsa hiçbir şey göründüğü gibi değil der Âdem’den olma.