GEL GİT AKLIM

GEL GİT AKLIM

Gel git aklım,

Unuttuğundan da fazlasını bıraktı geride. Bıraktı, çünkü… Belki de çünküsü yoktu. Bir neden aramanın bir anlamı yoktu. Bıraktıkların, saç tellerinin kırılan ucu gibi. Her biri bir anı, bir insan, bir an, bir duygu. Kesip attığın ve belki de daha kötüsü, bir kenara fırlattığın.

Dur bir dakika. Ya umudum? Ya ümidim? Ya bunu da unutursam? Tüm yaşam sebebim bir umut değil midir? İnsan sadece bir umuda emanet etmez mi şu uzun fakat küçücük yaşamını? Eder. Hem de nasıl eder. Bazen sadece bir umut yaşatır insanı. Bir yaşam, bir umuda işte bu kadar borçludur. Ve de mahcup. O yüzden etmelidir, umut. Hatta ta kendisi olmalıdır umudun. Işık saçmalıdır bu duyguyla. Saçmalıdır ki, umudunu kaybetmişlere yeniden bir umut tohumu ekebilsin en derinlerine. İşte böyle doğacaktır yaşını almış tüm insanlar. Var olmak, bazen başka bir yaşamın umuduna sığınmaktır. Endişe etme, o ışık tohumunun sahibi bulacaktır seni. Biz şimdilik sadece umut edelim.

İşte her şeyi unutur da aklım, bir bunu hatırlamaktan vazgeçmez.

Bir umudu geçip gitmek… Ne büyük sorumluluktur.

Dile ve umut et insan.

Et ki, yaşamın sonsuz olsun…

SANRI

SANRI

Unuttum her şeyi.
Dünün doğrularını.
Bu güne getiren doğru sanrılarımı.
Gerçeklerimi.
Başka gerçekler bulmak için koyulmuşken yola,
Kendi yolumun gerçeklerinden gidişim,
Adeta bir virajı döner gibiydi.
Belki de tüm bunlar gerçekti,
Ama hiç biri benim değildi.
Ait olmaya çalışırken her birine
Soyutlaşmış bir beden ve akıl,
Ve kalp, şimdi benimle.
Anlam ararsın bunu da gerçek sanırsın.
Varlığın buna cevapken, sen karanlıkta yanarsın.
Aslında anlarsın, yalnız kalmak istemeyişleri.
Belki de, sen de.
Belki de tek gerçek sadece aynadır.
Gördüklerin ya sen isen?
Daha da kötüsü, ya göremediklerin?
Korktukları, kaçtıkları ya kendileriyse?
İnsan kendinde olmayanı nasıl tanır?
Neyse, yarın bunu da unuturum zaten.
Cevapların bi anlamı kalmamış iken
Bir cümlede özne olmanın anlamı nedir ki zaten?
Boşver, unut gitsin.
Artık en iyi yaptığın bu iken
Unut gitsin.

BİZ

BİZ

Yalnızlığımın keyfi kalmamış. İtinayla bakıp keyifle sürdüğüm yalnızlığım, şimdilerde suratını büzüştürüyor bana. Kendi de anlamış gibi sanki, bilindik halinin bilinmeyenden daha güzel kalamadığını. Alt üste karıştı, üst nolduğunu şaşırdı, alt ise parladı. İyi sandığım geldi ağzını büktü; olmaz dediğim ise bugün yüzüme güldü. Işık sandığım bildiklerim, karanlık sandığım asıl ışığım, birbirinde karıştılar, yeryüzünde günün yüzü doğdu. Şimdinin gücü bu oldu. Güç sandıklarım bir anı gibi tarihte yerini alırken bugün yeni bir güç var oldu. İçimdeki “Biz”
Ne demiş Şems-i Tebrizi;
Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha güzel olmayacağını.
Ne haklıymış oysaki.

MEÇHULİYET

MEÇHULİYET

Sanıyorum,

İnsanın iyiliği kötülüğünden gelir.

Ne kadar kötüyse o kadar iyi olabilir. İyiliği kadar da kötü.

İyilik vicdan meselesi.

Vicdanlı olan, kötülüğü kadar iyilik yapar.

Vicdanlı olduğu kadar da acımasızlığı vardır.

Acımasızlık ise vicdanın büyüklüğünden gelir.

Acımasız bir insan ya vicdandan gidiyordur,

Ya da vicdana dönüyordur.

Kötü olan ya iyilikten gidiyordur,

Ya da iyiliğe dönüyordur.

İyi dediğin ya kötülükten gidiyordur,

Ya da kötülüğe dönüyordur.

Sen giderken dönenler olmuş.

Söyleyin,

Kimin nereye gittiği

Nereden döndüğü

Meçhul.

GİRİŞ

GİRİŞ

Merhaba Mysticship okurları,

Yazılarımı sizinle paylaşmaktan sevinç duyuyorum ve nihayet arzu duyduğum Mysticship yolculuğumuza başlıyoruz.

Arka planda güzel, heyecanlı ve aynı zamanda kaygılı geçen bir süreç içindeydim. Ve şimdi sizlerle fikirlerimi paylaşmak, denemeler yazmak ve tüm bunları okumanızı sağlayabilmek gurur ve heyecan verici olacak.

Yazılarım tamamen şahsi görüş ve fikirlerimdir. Mysticship vizyon ve misyonuna uygun bir plan içinde ilerleyeceğim. Yazılarımla ilgili düşüncelerinizi paylaşabilmeniz adına da yorumları açık bırakacağım. Görüş ve önerileriniz olursa toplum kurallarına uygun bir şekilde benimle paylaşabilirsiniz.

İnançların,

Yaşamı doldurduğu hayatlara,

Selam olsun…

Keyifli okumalar dilerim.